İspir pekmezli Rize Simidi

Şimdi sarayları yaygınlaşıyor simitlerin. Saraylar da değil belki ama Rize’nin her yanında çay ocaklarındaki sehpaların poşetler için de ya da bakkal veya marketlerin hemen girişlerindeki bağcıklarında asılıdır Rize’nin meşhur simidi. Meşhur diyorum çünkü Rize simidi ile tanışmış olanlar ya da çocukluklarında Rize simidini tatmış olanlar, onun neden meşhur olduğunu damaklarında bıraktığı lezzet ile ömür boyu hem de her yerde arar bulur! Rize simidi, sadelik, saflık, tazelik ve göründüğü gibi olmaktır!
Rize simidi özen istiyor

 

Mevlana Celaleddini Rumi'ye ait “Ya Olduğun Gibi Görün ya da Göründüğün Gibi Ol” ifadesi belki insanlar için söylenmiştir ama bence bu söz bir de Rize Simidine yakışıyor. Rize simidi tam da böyle bir simit göründüğü gibi olan olduğu gibi görünen bir simit işte! Ama bu “Hadi simit yiyelim” denildiğinde herkesin “tabi” diyemediği bir simit! Belki simit dendiğinde onu susamıyla düşünen kafa yapısı ya da simitten görsel anlamda bir süslü yiyecek algısı çıkaran Simit sarayları mantığı. Oysa simit bir kültür, hem de nesillerce geçmişten günümüze şekil, tad ve lezzetini bozmadan koruyarak gelebilen ve hala ve her geçen gün gelişerek yaşayan bir kültür. Her yerin kendine özgü simit tarzı var, Trabzon simidi de güzeldir ama Rize simidi, süslenmeye, üzerine allı, pullu ilavelere gereksinim duymayan, odun ateşini yakından gören ve taş fırında bir kuyumcu hassasiyeti ile dikkat ve hünerle pişirilen sade bir simit çeşididir. Üretim aşamalarını görüp, ustalarını tanıdıktan sonra zaten sevdiğim Rize simidini yakından tanıyınca daha da çok sevdim, çünkü doğal, katıksız ve de gevrek!


 

Gecenin tam yarısında yani saat 02.00’de başlanmış Rize’deki Simit Fırınında mesai. tam 12 saat sürüyor. Patron Erdal Özen, her biri kendi alanının uzmanı ustalar Al Akkemik, Memiş Kalkavan, Hasan Türkmen ve pişirici Talip (usta) Kazancıoğlu, bir yandan çalışıyor bir yandan da sorularımı cevaplıyorlar. Ama pişirici Talip Kazancıoğlu, soyadını söylemekte nazlanıyor biraz, “usta de” diyor, “Herkes öyle bilir ve der” diye de ilave ediyor. Diğer ustalar, simit hamurunu yapıp, şekil verirken, kimi de İspir’in meşhur Dut pekmezine bandırıp, pişirici ustaya nefes aldırmamaya özel bir gayret sarfediyor! Makinada yoğrulan simit hamurunu 65 gram olarak kesip, bir eli ile hamuru silindir hale getirirken diğer eli ile de ona son şeklini adeta bir makine hızıyla üreten Ali Akkemik usta, yardımcısı Memiş Kalkavan’la, simidin hamur halinden pişirilmeye hazır hale gelmesini yapıyor. Talip usta da yardımcısı Hasan Türkmen simidin haşlanma, pekmez suyuna banma, hamuru kurutma ve son olarak da pişirilmesi aşamasını tamamlıyor, patron Erdal Özen se fırından taze taze satışının yanında Rize simitlerinin bakkal ve marketlerde asılacağı iplere dizilmesi işini yapıyor. Tam bir ekip ve tam bir ahenk ve uyum ile Rize’nin o meşhur simidini 40 gram olarak 25 kuruştan piyasaya sürüyorlar. Rize simidi piyasada ise 35 kuruşa satılıyor.simitler, taş fırında pişiyor


 

Rize simidi hamur olarak taş fırının önüne gelinceye kadar iki saat hamur olarak dinlendiriliyor ve  önce altında odun ateşi yanan fırına bitişik ayrı bir bölümde yanan küçük bir ocağın üzerindeki kaynar suda makarna gibi iki dakika kadar haşlanıyor, ardından da o ocağın yanında bulunan büyük bir tencere içerisindeki İspir’in Dut pekmezinin kullanıldığı pekmezli suya atılıyor. Oradan alınan yarı haşlanmış ama ıslak simitler, bir tahtaya dizilerek fırının içine verilip, tam ateşin karşısında kurumaya bırakılıyor. Tabi tam........................yazının devamını okumak için tıklayınız

Yorum Yaz
-->
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !